Ersal Akçay / 07.07.2024 / Göztepe
İliklerine kadar o günleri yaşayan ve yazan Tayfun kardeşimizin yaşanmışlıklarını yarım yüzyıl sonra bu netlikte hatırlaması,
Daha önce doğal tırmanış yapmış tüm dağcılara o yoğun duygularını aktarması, okurken avuçlarımızın içini terletmesi çok güzel bir hissiyat.
Bu kitabı okuduğumuz da heyecanımızı yeniden su üzerine çıkaran, özellikle o anlara gidebilmemizi sağlayan böyle bir anlatım için kutluyorum ve çok teşekkür ediyorum.
Bu kitapta dağda yaşanan bir olayı anlatırken, aynı zamanda dağcılık bilgilerinden ve başka hatıralardan da bahsediyor. 19-25 yaşlarında dağlarda yaşadığımız ve yaşadıklarımızla beraber Türk Dağcılığının da tarihi belgesi niteliğinde bir çalışmayı okuyor olacaksınız. Yıllar sonra bu kadar detayla hatırlanan bir inişin önemli bir dağcılık anısı olduğunu düşünüyorum.
Kitap çok etkileyici akıcı anlatımı ile birçok anımızı da su üstüne çıkarıyor.
O tarihlerde bize emek veren hocalarımızı, diğer Dağcılık Kulüplerini ve beraber faaliyet yürüttüğümüz dağcıları da hatırladık. O tarihlerde faaliyet yaparken, kamp hikâyelerinin tefrikasına zaman kalmıyordu. Onun için böyle anlatımların bu yaşlardaki değeri çok yüksek oluyor.
50 yıl sonra bu kitap bu kadar detaylı nasıl yazıldı diyorsanız çadırlarda yazdığımız günlükler, gece ateş başında aldığımız birçok not ve yazı bu kitabın oluşmasında tabii ki faydalı oldu…. Ancak fiziki olarak yaşayan kas hafızası insana yaşadığı o anı aynen yaşatıyor. Hatta öğleki o satırları okurken, tuttuğumuz kayaları ve basamakları vücut hatırlıyor, o hamleyi yaptığınızda o tutamağı bugün bile orada bulabilirsiniz.
Eğer bu yaşanmış hikâyeler anlatılmamış olsaydı nasıl bir dağcılık yapıldığını hiç kimse bilemeyecekti. Nasıl yaşadığımızı belki biz bile unutacaktık. Birkaç fotoğraf, notlar, malzemeler ve kas hafızası yaşanılanın gerçek kıymetini bir tohum gibi saklıyor, insanın beynine nakşediyor yazı yazarken veya tekrar o dağa çıkarken ortaya çıkıyor.
İnsan gençken sadece yapmak istiyor. Sonuçları ne olacaksa olacak, sadece yapmak!
“Zirvede Kalmak” kitabında iki idealist öğretmenin Muvaffak Uyanık ve Nejat Cansızoğlu'nun kendi öğrencilerine verdikleri bilgi ve özgüvenle bir ömür boyu yaptığımız faaliyetlerden sadece bir örneği okuyorsunuz.
18, 19 yaşlarında yedi genç ile, 20 21 yaşındaki liderleriyle ile beraber 1973 de çıkılan Demirkazık Zirve faaliyeti, çok değerli temel dağcılık eğitiminden sonra gerçekleşti.
İki idealist eğitimci arkadaşın yol açması ile Gelenbevi Ortaokulu Beden Eğitimi Öğretmeni ve İzci Lideri Nejat Cansızoğlu ve Dağcı eğitmen Muvaffak Uyanık ile Dağcılık eğitmeni Sepp Fritz Huber’ in sıkı Dağcılık Temel ve Tekamül eğitimleri bu faaliyeti unutulmaz yaptı.
Muvaffak Uyanık’ın kurduğu (DİK) Dağcılık İhtisas Kulübü’nün 1973 Demirkazık Zirve Faaliyeti Sporcuları Ekip Lideri Yüksel Kuranoğlu ve Ali Özer, (ekipte daha önce çıkışı olan iki kişi), Gelenbevi Ortaokulu İzcilerinden DİK üyesi dağcılar. Semih Özgök, Ömer Çakır, Çelebi Akçura, Turgut Güvenli, Recep Dönmez, Tayfun Yılmaz dı…
Bu faaliyeti daha iyi içselleştirebilmeniz için sahip olunan kıyafet ve malzemelerden bahsetmek istiyorum.
O tarihlerde yapılan faaliyetlerde, kıyafetler ve malzemeler son derece kısıtlı idi. Normal giydiğiniz herhangi bir pantolon, blucin giyen bile olurdu veya nadiren diz altından bağlanan golf pantolon, ayaklarda tozluk, konç da derlerdi. Kısa kollu tişört, başta öylesine bulunmuş bir şapka, ayakta Yeşil kunduranın askeri botları, ki dağ botları henüz kimsede yok. Kask yok, Polar yok, belki de henüz icat edilmedi. Anorak olarak Federasyonun Yeşil kanguru cepli anorağı bir iki tane diğerlerinde ince bir yağmurluk. Sırt çantası olarak ağzı iple büzülen çift taşıma ipleri olan daful da denilen sırt çantası. Çadırlar dağ tipi başlardan iki tahta direkli, tahta kazıklı altı açık veya kapalı olanda var. Üçgen formda çadırlar. Yiyecek bulgur, makarna, peynir zeytin, kuru üzüm. Su için askeri matara, İstediğimiz formda plastik kutu henüz yok. Muhtemel Avrupa’ da çok güzel malzemeler vardır. Bizde yok. 30m. uzunluğunda 11 mm. lik Dağ ipi ve birkaç tane, defalarca kayadan sökülüp alınmış sikke ve karabina. Dağ kazması ve krampon yok.
Dağlara yaklaşmak için otobüslere biniliyor. Mersedes 0302 çok yeni, her zaman denk gelmeyen bir otobüs.
Tırmanışlar için ana kamp kurulan alanlar nispeten taşlardan temizlenmiş yerler, hep aynı dağcılarla karşılaşıyoruz. Kamp ateşlerinde tanışıp arkadaş oluyoruz, hatta ODTÜ takımıyla çok karşılaştık ama hiç görüşemedik. Çünkü onlar ya uyuyorlar ya da çıkışta olmuş oluyorlardı. Biz de ya uyuyoruz ya da çıkışta oluyorduk. Dolayısıyla görüşemiyorduk.
Kamp ateşi sohbetlerimiz çok değerliydi. Çünkü yapılan faaliyetin daha yetkin olması ve tekniğimizin daha emniyetli olabilmesi için gerekli bilgileri, edindiğimiz tecrübeleri, genellikle kamp ateşi sırasında birbirilerimize aktararak, faaliyetlerin sağlıklı yapılmasını sağlıyorduk. Bu sözlü aktarımların değeri çok yüksekti. Birbirilerimize rehberlik yapıyorduk.
Kitabın içinde dağda başımıza gelebilecek olaylardan birçok örnek var. Buz geçişleri kampı ziyaret eden dağ keçileri, kamp ateşi sohbetleri, uzun ve detaylı olarak çok dik bir kayadan ipsiz tutamak ve basamakları kullanarak yüzün kayaya dönük inmek gibi.
Zirveye gece yarısı hareket edileceği için, erken yatılırdı.
Genellikle rotanın zorluğuna göre kalkılır. Bu faaliyette 04:00 de kalkılmış, hazırlıktan sonra ufak ufak yükselmeye başlarsınız….
Zirveye doğru yükselirken her dağcının aklından en az bir defa geçirmiş olduğu sözler takılır aklınıza “benim burada ne işim var”.
Saatler sonra adım adım yükselmeye devam ederken, patika, dağcıda mucize yaratır, yorgunluktan eser kalmaz. Tempon yükselir. Kendinle ilgili öğrendiğin en ilginç deneyimdir.
Umarım bu kadar ön bilgiden sonra böyle bir dağ faaliyetini hayal edebiliriz artık.
Buraya kadar dağda yaşanılanlarla ilgili çok kısa ön bilgiler verdim. “Kitabın içeriğinde çok detaylı dağ faaliyetinin anatomisini ve duygusunu bulacaksınız.
Kitaptan aldığım bazı kısımlarla yazıya devam edeceğim.”
Hayatlarında İlk defa zirveye çıkan ekibimiz gördükleri manzara karşısında büyülenirler. Bir doğuya bir batıya bakalım derken zirvede ne kadar oyalandıklarını fark edemezler. Liderin “Beyler iniyoruz” ikazına uzak kenardan “Tamam, birazdan geliyoruz” diyerek bir el işareti yaparlar ama rüzgâr müthiş estiğinden yarattığı bu durum tehlikeli maceranın başlangıcı olur.
İki tarafta rüzgârın etkisi altında olduğundan “Rüzgâr bu cevabın anlaşılmasını engellemiş olabilir mi?” “Lider ne anlamış olabilir?” ki beklemeden tek iple iniş olduğunu bile bile hazır olan ekibin diğer kısmı ile gitmiş olur. Bu soruyu sonraya bırakarak zirvede kalanlara dönelim.
Üzerinde yazlık ince bir tişörtten başka giyeceği olmayan, yiyecek, su, ip ve teknik malzeme de olmayan ekip ZİRVEDE KALDI.
Ağustos'un ikinci yarısı havaların değişim zamanı. Bakalım hava ne olacak?
Zirvenin hangi yönünden ineceklerine karar vermek için ekip çalışma yapıyor.
Kuzey yüzüne geliyorlar Kuzey yüzü çok dik olduğundan buradan inmeyi eliyorlar.
Zirveye çıktıkları Güney Güneydoğu kayalığı ise dış bükey, altı görülmüyor.
“Maraton koşan Atina’lı Pheidippides gibihedefe varınca son nefesini veren sporcu gibiyiz Hayal kurduğumuz zirvedeyiz ama burada kaldık. Bir inebilsek” diyor Tayfun.
Dağın Batı yüzünü deniyorlar. Eski bir buzul kulvarı var oturup yavaş yavaş inmeye başlayınca. Biraz önce moral tam sıfırken, bu karar ile hareketleniyorlar.
Umut tam olarak parıldıyor…… işte Dağcı!
Fakat eğim gittikçe daha çok dikleşiyor ve tam sırt üstü yatar pozisyonda inmeye devam ediyorlar. Tayfunun ayakları Boşluğa geliyor hareket edemez halde donup kalıyor. %80'den Daha fazla eğim ile belki de bir şelale ucunda sırt üstü yatar vaziyetteymiş gibiler.
YAZININ BU KISMINDA aynen kitaptan alıntı yaparak devam etmek istiyorum.
Tayfun’ un ifadeleri ile ;
“Taştan dikine bir tabut içerisindeymişçesine kilitlenmiş durumdayım. Hiçbir şekilde kıpırdayamıyorum. Kıpırdarsam aşağı uçacağım”
“Kalçamın 30-40 santimetre aşağısı uçurum. İlk defa böylesine çaresiz bir biçimde kaldığımı hissediyorum, korkuyorum.
“Eğer buradan kurtulacak olursam hayatta hiçbir şeyi sıfır limite denk getirmeyeceğim.”
“o anda beynimde ya da vücudumda hiçbir deneyim, bilgi, disiplin ya da refleks beni bu durumdan çıkaracak ipucunu vermiyor.”
“Kaslarım yoruluyor, ümidimi yitirmek üzereyim”
“Hiçbir disiplin, hiçbir mantık, hiçbir deneyim, böyle bir şey yapmayı göze almaz, almamalı. Ancak bizim başka bir çaremiz, başka bir şansımız yok. Demirkazık zirvesindeyiz, ipimiz yok, çaresiz ve yalnızız.”
Demelerine rağmen yeni iniş rotasını ararlar, aramaya mecburdurlar…..
Tayfun un yazdığına göre hayatta kalmalarını sağlayan en temel etken:
“Sağlam ve güvenli olan, tutunabilecek bir noktaya sahip her kaya, asla unutmayacağımız zihinsel bir çiviye dönüşüyor.” olması.
Yazar ifadelerinde;
“Batı yüzünden daha önce faaliyet yapıldığına dair bir kayıt yok. Dolayısıyla bilgi de yok”.
“İniş sırasında düz kaya levhalarına denk geldiğimizde birkaç santimlik çıkıntılardan bile medet umar hale geliyoruz.”
“Birbirimizin moralinin bozulduğu ümidinin yitirildiği anlarda, diğerimiz ona moral olup destek veriyor. Karabasan' a dönüşen korku durumlarında bu destek çok çok önemli hale geliyor.”
Diyor..
“Birbirimizi kollayarak, bin bir zorlukla ilk taraçaya nihayet ulaşıyoruz. Buraya kadar iniş, 4 saat sürmüş. Saat 15:00 16:00 sularında Güneş tam karşıda ayaklarımızı sallayıp taraçada oturuyoruz. Düşünüyoruz. Hava kararmadan Narpuz Vadisine inmeliyiz.
“Yaklaşık 1200 metre lik bir dikliğin ancak 250-300 metresine inebilmiştik aşağıda inilecek upuzun bir yüzey bizi bekliyordu. Kırılgan olan bu yüzeylere tutunup inmek zorundayız.”
“ancak üçümüzün de en büyük avantajı oldukça zayıf yapıya sahip olmamız ve aynı çevikliğe sahip olmamızdı.”
“Batı yüzü asla ipsiz inilecek bir yer değil. Ekip çeviklik gerektiren tüm hareketleri yapıyor,
taraçaları kullanarak paralel hareket edip kulvar değiştirebiliyor hayatta kalmak hızlı refleksler sayesinde oluyordu.”
Ne içecek ne yiyecekleri var. Fakat kimsenin umurunda değil Güneş ufka yaklaşırken basamakları görememe korkusu içlerini kaplıyor. İnebilecekleri kulvarı saptamaya çalışıyorlar ve hemen hareket ediyorlar.
Halen bu saate kadar indikleri mesafeden daha çok inecekleri mesafe var.
Alacakaranlık oldu. Şimdi Batı yüzü Vadisi'ne inmek istiyorlar ancak güvenli iniş rotası zar zor seçiliyor.
Aman aman….
Önümüzdeki zifiri karanlığın içinden bize doğru gelen kapkara şey ne?
hızla bize doğru geliyor….”
son anda !!!!!!
Burayı kitaptan okuyun derim.
Bu felaketler sağanağı bitmedi mi?
bu travmadan sonra kimse
“Kampa bir an evvel varalım demiyor” artık
Güven içinde kalmalıyız fikri hâkim oluyor.
“tek istediğimiz güven.
Ne sihirli sözmüş güven. “
Dağda şaka yok. Dağın her metresinde öğrenilecek çok şey var
Gece geç olunca, sabaha karşı büyük ayı çoktan gitmiş yerine Cassiopeia (Kraliçe takımyıldızı, Koltuk takımyıldızı ya da W olarak da bilinir.) gelmiş.
Ekip farklı zaman boyutuna girmiş, olgunluğunun bir üst belki de iki üst seviyesine geçmiş bir dağcı grubu olmuşlardı
Gençlik, zindelik, çeviklik, azim, eğitim, vazgeçilmeyen arkadaşlık bağları,
Yaşanmışlığı hazmetmeye çalışan baykuş misali suskunluk.
Kitabın son sözü yeni başlayan dağcılar için çok değerli. Tecrübeliler içinde öyle.
Gökten üç elma düştü.
Biri kitabı yazana,
İkincisi dağ ekibine,
Üçüncüsü kitabı okuyanlara
Ersal Akçay
07.07.2024
Göztepe